Birisi "aydınlanacağız" demişti gördük aydınlanmayı

Şeref Düzyatanlar yazdı...


 

Bundan iki sene önce şu başımıza gelenleri biri söylese gülüp geçer, hadi be ordan diye paylayıp gönderirdik. Bundan iki sene önce biri çıkıp maske takıp gezeceksiniz, yeni damatlar gibi kolonyalanıp gezeceksiniz dese kulak ardı eder, umursamadan yolumuza devam ederdik.

Bundan iki sene önce virüsün çıktığı gün içenlerin “En kötü günümüz böyle olsun kardeşim” dediğini düşünsenize, en iyi günleri farkında olmadan o gün olmuş diyebiliriz. Yenidünya düzeni, çipler, gerilen sinirler derken artık iyice zıvanadan çıktı insanlar.

Daha hafta başında ceza yazan polise “Çok yazma zaten ödemeyeceğim.” dedikten sonra polisten makas almaya çalışan vatandaşı gördük. Yasak saatinde alış veriş yapmak için ramazan davulcusu kılığına gireni, elinde davulla yakalanınca hepimiz güldük.

Ciddi manada akıl sağlığımızı yitiriyoruz. Bağır çağıra nüfusun yüzde yetmişini delilerin oluşturduğu bir dünyaya açıkça gidiyoruz. Elden gelen bir şey de yok, hani elimizden gelse katkı sunalım diyeceğim ama nerde. Elden gelen tek şey çaresizlik.

İlk kapanma başladığında evlere yeni yeni girmeye başlarken birisi çıkıp; “Göreceksiniz, insanımız evden aydınlanmış, sorgulayan, çözüm üreten olarak çıkacak. Çünkü okuma oranındaki yükseliş bunun en bariz kanıtıdır” demişti. Gördük aydınlanmayı, üç kuruşluk aklımız vardı onu da aldı götürdü virüs alayı.

Neyse bu haftaki yazının sonuna geldiğimi sayfanın kalanı az çok gösterirken ben de size istihbaratçı bir dostumun başından geçen, kobra takibi tadında bir hikâye ile bitirip sizlerden müsaade isteyim, haftaya görüşene dek huzurlarınızdan çekileyim.

TÜRK’ÜN KANI KAYNAR DERLER YA…

Yasadışı bir örgütün lider kadrolarından birinin peşine düşen bizim istihbaratçı abimiz epey bir delil topluyor, fareyi köşeye sıkıştırıp üstlerine mesaj çekiyor. Türk’ün kanı kaynar derler ya, üstlerine mesaj çeken istihbaratçı abi üstlerinden emir gelmediği halde teknik takibe devam ediyor ve gözetlediği evin birkaç sokağının haritasını çıkarmaya başlıyor.

O sırada aksilik olacak ya, anahtarı elinden düşünce anahtarı almak için eğiliyor arkasında bir arabanın sonradan gelip durduğunu görüyor. Çaktırmadan bakınca Sedan tipli otomobilin içinde iki kişinin onu izlediğini fark ediyor. Hızlı adımlarla arabasına yürüyüp sonra hemen yola çıkıyor. Bir kaç manevra yapıp arabanın kendisini takip ettiğini görünce polis ekiplerini arayıp, “Peşimdeki aracı sote yola sokuyorum. Olası aksilikte vatandaşın başına bir iş gelmesin, siz de pusuyu şu noktaya atın.” diyor.

     Araçla bir kaç manevra yapıp ormana sapınca arkadaki aracın takibi bıraktığını sanıyor. İki üç dakika geçmeden arkadaki aracın farları kapatıp geldiğini görüyor. Yaklaşık on dakika daha gittikten sonra polisin pusu noktasını geçince, aracı sağa yanaştırıp bütün ekiple birlikte arkadaki araca koşuyor. Aracı kullanan kişiyi yere yatırıp ters kelepçe vurunca:

“-Kimsin ulan sen konuş” diyerek şoförün sırtına ayağını bastırıyor.

“-Abi Allah aşkına benim bi suçum yok yanlış anladınız” dese de şoför, kimse adamı dinlemiyor. Son bi hamle bizim istihbaratçı abi tekrar soruyor.

“-Kim verdi ulan sana emri, konuş sıkarım kafana” deyince şoför çözülüyor:

-Abi vallaha emir veren yok, ben kendim geldim peşime.

-Bırak şimdi kim verdi emri, ne arıyorsun peşimde?

-Abi vallaha arabanın farları çalışmıyor. İlerde çevirme noktası var, ceza yemeyim diye orman yolundan gideyim dedim. Akşam vakti başıma karanlıkta bir iş gelmesin diye araba bekliyordum o an da birden ormana sen girdin. Ben de Halit fırsat bu fırsat yapıştır dedim yapıştırıp geldim peşine.

Haftaya görüşmek üzere sevgi ve saygılarımla hoşçakalın.

Şeref Düzyatanlar

Odatv.com


3,935 Bu habere tepkiniz:
 

İLGİLİ HABERLER